AB VE DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sıkça Sorulan Sorular

   
Tanım olarak gümrük birliği; taraf ülkelerin mallarının tek bir gümrük alanı içinde, her türlü tarife ve eşdeğer vergiden muaf bir biçimde, serbestçe dolaşabilmeleri ve tarafların, üçüncü ülkelerden gelen ithalata yönelik olarak da aynı tarife oranlarını ve aynı ticaret politikasını uygulamaları anlamına gelmektedir. Üçüncü ülkelere yönelik olarak aynı ticaret politikaları benimsendiğinden, gümrük birliği, serbest ticaret alanlarından daha ileri bir ticari entegrasyon modelidir.

Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında yapılmış yeni bir anlaşma niteliğinde olmayıp, 1963 Ankara Anlaşmasıyla başlatılan bütünleşme sürecinin bir aşamasıdır. Bu bağlamda, Gümrük Birliği bir anlaşmayla değil; Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında alınan Karar uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinde tamamlanmıştır.

Ülkemizin halen en büyük ticaret ortağı olan AB ile ticaret, mevcut Gümrük Birliği kapsamında eşyanın serbest dolaşımı esasına dayanmaktadır.

Bilindiği üzere Gümrük Birliği, taraf ülkelerin aralarındaki ticaretin her çeşit tarife ve eş değer vergiden muaf bir biçimde gerçekleşebildiği ve tarafların, birlik dışında kalan ülkelere yönelik olarak da ortak bir gümrük tarifesini benimsedikleri bir ekonomik entegrasyon modelidir. Serbest Ticaret Anlaşmaları ise taraflar arasında ticareti kısıtlayan veya engelleyen gümrük vergileri ve tarife dışı engellerin kaldırılarak bir serbest ticaret alanı oluşturulmasını sağlayan, ancak üçüncü ülkelere ortak bir tarife uygulama yükümlülüğünü içermeyen bir anlaşmadır.

Dolayısıyla STA’nın gümrük birliklerinden en önemli farkı üçüncü ülkelere ortak bir gümrük tarifesinin uygulanmamasıdır. Ayrıca Gümrük Birliği’nde serbest dolaşım ilkesi geçerlidir, STA da ise menşe kuralları uygulanır.

Ülkemiz ile AB arasında gümrük birliğinden kaynaklanan malların serbest dolaşımı sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta olup, söz konusu ürünler için A.TR Dolaşım Belgesi düzenlenmektedir.

Topluluk ve Türkiye arasında tarım ürünleri ticareti, 1/98 sayılı Ortaklık Konseyi Kararını tadil eden 3/2006 Sayılı OKK Protokol 3 uyarınca; AKÇT ürünleri ticareti 1996 tarihli AKÇT-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması kapsamında gerçekleştirilmektedir. Tarım ürünleri ve AKÇT ürünleri ticareti menşe esasına dayanmakta olup, menşe ispat belgesi olarak EUR.1 Dolaşım Belgesi düzenlenmektedir.
1996 yılında Gümrük Birliği’nin tesisi ile Gümrük İdaresinin yapısı, hizmet kalitesi, mevzuat uygulamaları, müşteri odaklı hizmet anlayışının yaygınlaşması anlamında önemli bir değişim süreci yaşanmıştır.

Gümrük Birliği çerçevesinde, Türkiye’nin gümrük mevzuatı ve gümrük uygulamaları AB mevzuat ve uygulamaları ile paralel hale getirilmiştir. Bu sayede, Türkiye’nin gümrük alanındaki uygulamaları gerek AB gerekse diğer uluslararası (Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Gümrük Örgütü, vb. ) standartlara uyumludur. 

Gümrük Birliği yükümlülükleri çerçevesinde kaydedilen gelişmeler AB üyelik sürecinde de hızlı mesafe alınmasına katkıda bulunmaktadır. Nitekim AB’nin hazırladığı yıllık İlerleme Raporlarında gümrük alanı mevzuat açısından uyumun en üst düzeyde olduğu alan olarak yer almaktadır.

Sonuç olarak Gümrük Birliği, Türkiye-AB ilişkilerinin daha da derinleşmesine katkıda bulunarak, malların serbest dolaşımı ve ticaret politikası; gümrük vergileri, miktar kısıtlamaları ve eş etkili önlemler ile vergi ve resimlerin kaldırılması; ortak gümrük tarifesi ve tercihli tarife politikaları; fikri sınai ve ticari hakların korunması alanlarında önemli adımlar atılmasında ve yasaların yakınlaştırılmasında itici bir güç olmayı başarmıştır.

Ekonomik alanda ise Gümrük Birliği’nin büyüme üzerinde pozitif bir etkisinin bulunduğu bilinmektedir. Bu çerçevede, yürürlüğe girdiği 01.01.1996 tarihinden bu yana Gümrük Birliği mikro ve makro düzeyde genel ekonomik yapımızı büyük ölçüde etkilemiştir.
 

AB ile müzakereler 3 Ekim 2005 tarihinde başlamış olup, müzakere sürecine yön veren tarama çalışmaları 13 Ekim 2006 tarihinde sonuçlandırılmıştır. Bakanlığımız toplam 14 fasılda tarama çalışmasına katılmıştır. Bu kapsamda Gümrük Birliği, Tüketicinin ve Sağlığın Korunması, Şirketler Hukuku, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, Fikri Mülkiyet Hukuku, Dış İlişkiler, Malların Serbest Dolaşımı, Tarım ve Kırsal Kalkınma, İşletme ve Sanayi Politikası ve son olarak İş Kurma ve Hizmet Sunumu Serbestisi fasıllarında çalışmalar sürdürülmektedir.
Bakanlığımızın asıl olarak ilgilendiği fasıllardan biri olan Gümrük Birliği faslı siyasi nedenlerle 2006 yılından bu yana bloke durumdadır ve müzakerelere açılamamıştır. Ancak, Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülükler ile ilgili çalışmalar, Bakanlığımız tarafından sürdürülmektedir.

Gümrük Birliği faslının koordinatörlüğü Dışişleri Bakanlığı ve Bakanlığımızca ortak yürütülmektedir. Gümrük Birliği faslı Müzakere Çerçeve Belgesi ile belirlenen 35 fasıldan biri olmasına rağmen aslında birçok fasılla ilgilidir.

Çalışmalar neticesinde, 7 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5911 sayılı Gümrük Kanunu ve Bazı Kanun ve Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yetkilendirilmiş yükümlü, risk analizi sistemleri ve giriş ve çıkış özet beyan konularında AB ile uyum sağlanması hedeflenmiştir.

Son dönemde atılan en önemli adımlardan birisi, Türkiye’nin 1 Aralık 2012’de Ortak Transit Sözleşmesi doğrultusunda uygulamayı başlatması ve taşımacılık sektörü açısından Avrupa Birliği’ne entegre olmasıdır.

Yine bu kanun çerçevesinde ticaretin kolaylaştırılması ve güvenlik önlemleri arasındaki dengenin korunması açısından büyük öneme haiz yetkilendirilmiş yükümlü uygulaması AB’ye paralel olarak 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle uygulamaya geçirilmiştir.
Sonuç olarak Gümrük birliği faslı müzakere kapalı olmasına rağmen uyum çalışmaları tüm hızıyla sürdürülmektedir ve müzakerelerin başlamasını müteakip çalışmaların hızlı bir şekilde sonlandırılması öngörülmektedir.

Bakanlığımızın Koordinatör görevini üstlendiği diğer bir fasıl olan Şirketler Hukuku faslı çerçevesinde Ticaret alanındaki en önemli gelişmemiz Türk Ticaret Kanunu’nun AB uyumu gözetilmek suretiyle yenilenmiş olmasıdır.

Bu fasılların yanı sıra Tüketicinin ve Sağlığın Korunması faslı da Bakanlığımızca koordine edilmekte olup, bu fasıl altında tüketici haklarının AB standartlarında korunması amacıyla yeni bir Tüketici Hakları Kanunu Tasarısı Bakanlığımızca hazırlanmış, ilgili tüm kesimlerin görüş ve önerileri toplanmıştır. Alınan görüş ve öneriler doğrultusunda olgunlaşan Kanun Tasarısı’nın kısa süre içinde yasalaşması hedeflenmektedir.
 
 

Bakanlığımız 2003 yılından bu yana Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA-I) mekanizmasından yararlanmakta olup, bu kapsamda 2003-2013 yılları arasında 27 adet proje üretilmiştir. Söz konusu projelerimiz kapsamında; mevzuat, idari kapasite, insan kaynakları, muhafaza, bilgi teknolojileri, laboratuvar, eğitim, risk yönetimi, sonradan kontrol, entegre tarife yönetim sistemi, bilgisayarlı transit sistemi, arşiv merkezi inşaatı, fikri mülkiyet hakları, tüketicinin korunması, kredi kolaylıkları alanlarında toplam değeri 80 milyon Euro'yu bulan eşleştirme, hizmet ve ekipman alımı ile inşaat projeleri yürütülmüştür.

Katılım Öncesi Mali Yardım mekanizması, müzakere sürecindeki uyum yükümlülüklerimizin yerine getirilmesinde mali katkının yanı sıra; mevzuatın uyumlaştırılmasına katkı sağlamış, AB üye ülkelerinin bilgi ve deneyimlerinin paylaşılmasına olanak vermiştir. Ayrıca, AB kaynaklı projelerle Bakanlığımızın idari ve insan kaynak yapısının gelişimi hızlandırılmış, uluslararası ortak iş yapma kültürü gelişmiştir.
Önümüzdeki dönemde, gümrük projelerinin yanı sıra ticari ve ekonomik hayatı büyütecek projelere öncelik verilmesi ve ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşılması için AB projelerinden azami oranda fayda sağlanması planlanmaktadır.

 

Bir AB Programı olan “Gümrükler 2013 Programı”nınülkemiz irtibat ve otorite görevi Bakanlığımız tarafından sürdürülmektedir. Programın 2008-2013 yıllarını kapsayan 6 yıllık toplam bütçesi 323 milyon Euro’dur.
Programının temel amacı, üye ve aday ülkelerdeki gümrük prosedürlerini olabildiğince standart hale getirmek ve bu standartlar çerçevesinde en iyi uygulamalara ulaşabilmektir.

Customs 2013 Programı kapsamında birçok çalışma grubuna aktif olarak katılım sağlanmakta, böylelikle bu alanlarda gerçekleşen son gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulmaktadır.

Diğer taraftan, Customs 2013 Programı kapsamında çeşitli gümrük konularında en iyi uygulamaların yerinde görülmesine yönelik olarak çalışma ziyaretleri gerçekleştirilmesi imkânı bulunmaktadır. Bakanlığımız bu imkândan fazlasıyla yararlanmakta bu da mevzuat ve uygulama anlamında AB’ye paralel düzenlemeler yapmamıza katkı sağlamaktadır. Üye ülkeler ve aday ülkeler de aynı şekilde Bakanlığımız gümrük uygulamalarını görmek üzere ülkemize ziyaretler gerçekleştirmekte ve tarafımızca ağırlanmaktadır.
AB Programlarını, müzakere ve uyum sürecinin anahtarlarından biri olarak kabul ediyoruz. Bu program sayesinde Bakanlığımız, AB gümrük iletişim ağının bir parçası haline gelmiştir. Türk gümrükleri ve memurları, AB gümrükleri ve çalışanları ile her düzeyde iletişim ağına sahiptir. Bu program kapsamında, her sene bir faaliyete ev sahipliği yapılarak, Avrupalı meslektaşlarımızla yakın çalışma imkânları artmakta, ülkemiz ve gümrüklerimiz tanıtılmaktadır.
2014 yılı itibariyle bu programın devamı niteliğindeki Gümrükler 2020 Programı ile Tüketicinin Korunması Topluluk Programına katılım sağlanması planlanmaktadır.
 
 
Bugüne kadar, AB üyelikleri nedeniyle STA’ları feshedilen 11 adet Merkezi ve Doğu Avrupa ülkesi hariç, 18 ülke ile STA imzalanmıştır (EFTA, İsrail, Makedonya, Bosna ve Hersek, Filistin, Tunus, Fas, Suriye, Mısır, Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili, Ürdün, Lübnan, Morityus ve Güney Kore).

Öte yandan, üçüncü ülkelerle STA akdedilmesine yönelik çabalar yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Bu çerçevede, Ukrayna, Kolombiya, Ekvator, Malezya, Kosova, Moldova, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Gana, Kamerun, Seyşeller, Körfez İşbirliği Konseyi, Libya, MERCOSUR ve Faroe Adaları’nın içinde yer aldığı14 ülke/ülke grubuyla hâlihazırda STA müzakereleri devam etmektedir.

ABD, Kanada, Japonya, Hindistan, Endonezya, Vietnam, Singapur, Peru, Orta Amerika Ülkeleri, diğer Afrika Karayip Pasifik Ülkeleri, Cezayir, Meksika ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin aralarında yer aldığı 13 ülke/ülke grubu nezdinde de STA müzakerelerine başlama girişiminde bulunulmuştur.

Bu süreç, Türkiye-AB Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüğün yerine getirilmesi açısından önem arz ettiği gibi, yüksek koruma oranları ile kendi pazarlarını koruyan ülkelere ülkemizin düşük seviyelerde olan Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi uygulaması nedeniyle sağladığı tek yanlı avantajı, STA’lar kapsamında pazar açılımı suretiyle karşılıklı hale getirmek açısından da son derece önemlidir.
AB ile STA’sı olup da halen Türkiye ile STA imzalamamış başlıca ülkeler Meksika, Güney Afrika Cumhuriyeti, Cezayir’dir. Bu ülkelerle STA müzakerelerinin başlatılmasına yönelik isteğimize bu ülkelerce soğuk yaklaşılmaktadır.

Ülkemizde STA müzakereleri Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda yürütülmekte olup, Bakanlığımızca STA’ya ek Menşe Protokolü müzakerelerine katılım sağlanmaktadır. STA’larda yer menşe kurallarının belirlenmesinde ve menşe kurallarının uygulanmasında Bakanlığımız görevli ve yetkilidir.
   
1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının (Gümrük Birliği kararı) 16.maddesi, Türkiye’nin, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşmalarını da kapsayan tercihli rejimlerine uyumunu öngörmektedir.

Bu kapsamda, Türkiye, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları akdettiği ülkelerle karşılıklı yarar esasına dayalı benzer anlaşmalar akdetmektedir. Başka bir ifadeyle Türkiye, sadece Avrupa Birliği’nin STA müzakereleri yürüttüğü ülkelerle STA imzalayabilmektedir.

AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA’lar sonucunda AB’ye indirimli gümrük vergisine tabi veya gümrük vergisinden muaf olarak ithal edilen eşya, AB ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çerçevesindeki serbest dolaşım ilkesi kapsamında bir engelle karşılaşmaksızın ülkemize de ithal edilebilirken, Türkiye’nin halen AB üyesi olmaması nedeniyle söz konusu anlaşmaların yapıldığı karar mekanizmasına ve müzakere sürecine dahil edilmemesi bir çelişki ortaya çıkarmaktadır. Bu durum Türkiye’nin ticari menfaatlerine olumsuz etki etmektedir.

AB’nin imzaladığı ancak Türkiye’nin anılan ülkelerin isteksizliği nedeniyle sonuçlandıramadığı STA’lar dolayısıyla AB söz konusu ülkelere uygulanan gümrük vergilerini indirirken veya tamamen kaldırırken, ülkemiz tarafından söz konusu ülkelerden doğrudan yapılan ithalatta vergi tahsilatı yapılmaya devam edilmektedir. Bu durum da anılan ülkelerin doğrudan ülkemize ihracat yapması yerine, AB’ye ihraç ettikleri eşyanın AB üzerinden Türkiye’ye ithal edilmesine ve dolayısıyla vergi kaybı ve ticaret sapmasına neden olmaktadır.
Ayrıca, STA yapılan üçüncü ülkelerce AB’ye verilen tavizler AB üyesi olmaması nedeniyle, Türkiye için geçerli olmamaktadır. Bu ülkeler, Türkiye’den yapılan ithalata yüksek vergi oranları uygulamaya devam edebilmektedirler. Sonuç olarak, tek tarafın (AB tarafının) menfaatine işleyen bir mekanizma ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, Türkiye açısından AB’nin STA imzaladığı üçüncü ülkeleri STA yapmaya yönlendirmek iyice zorlaşmaktadır.

AB ile STA’sı olmayıp ülkemizle STA’sı olan ülkeler Suriye ve Gürcistan’dır. Ancak, Türkiye ile Suriye Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşması 6 Aralık 2011 tarihinde askıya alınmıştır.
   
Eşyanın menşei bir eşyanın ekonomik milliyeti olarak tanımlanabilir. Kara suları da dâhil olmak üzere, tümüyle bir ülkede elde edilen veya üretilen eşya o ülke menşelidir.

Ancak, eşyanın başka bir ülkede değişiklik ve işlem görmesi veya üretimin birden fazla ülkede gerçekleştirilmesi halinde eşya başka bir ülke menşei kazanabilir. Farklı ülkelerden gelen ürünlerin uygulamada farklı muameleye tabi olması, menşe kurallarına ihtiyacın doğmasına neden olmuştur. Eşyanın menşei kavramı; gümrük vergilerinin hesaplanması, kota ve anti-damping önlemleri benzeri araçların uygulanmasının takibi vasıtasıyla dış ticaretin kontrol edilmesi, dış ticaret istatistiklerinin derlenmesi amaçlarıyla kullanılır. Bir eşyanın “menşe ülkesi” ile “geldiği ülke” terimleri farklı şeyleri ifade eder. İkisi her zaman aynı ülke olmayabilir. Menşe kuralları, tercihli ve tercihsiz menşe kuralları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Tercihli menşe kuralı, bazı ülke veya ülke gruplarına gümrük vergisi indirimi veya muafiyetine imkân veren ve esasları özel anlaşmalarla belirlenen kurallardır. Her tercihli rejimin kendine özgü “menşeli ürün tanımı olabilmekle birlikte hepsinin uygulanması belli temel koşullara bağlıdır. Kısaca, ürünün Anlaşma kapsamında olması, Anlaşma uyarınca menşe statüsüne sahip veya statüsünü kazanmış olması, menşe ispat belgesine sahip olması, doğrudan nakliyat kuralına uyularak nakliyatın gerçekleşmiş olması gereklidir. Tercihsiz menşe kuralı; miktar kısıtlaması, tarife dışı engeller ve anti-damping uygulamalarına yönelik olarak düzenlenen menşe kurallarıdır.
   
Menşe kümülasyonu; tercihli ticaret anlaşmasına taraf olan bir ülke menşeli ürüne, serbest ticaret alanı içerisinde diğer taraf ülke veya ülkeler menşeli ürün olarak muamele yapılabildiği, dolayısıyla, taraf ülkelerin, diğer taraf ülkeler menşeli maddeleri, nihai ürünün imalatında, bu ürünün menşe statüsüne halel getirmeksizin kullanabildiği bir serbest ticaret alanı sistemidir.

Ülkemizin taraf olduğu serbest ticaret alanları çerçevesinde, menşe kümülasyonu; taraf ülkenin, diğer taraf ülke veya ülkeler “menşeli maddeler” üzerinde sadece “yetersiz işçilik ve işlem”in ötesinde işlem yapmak suretiyle elde ettiği nihai ürünü, kendi ülkesi menşeli olarak diğer taraf ülke veya ülkelere tercihli rejim dâhilinde ihraç etmesini sağlamaktadır.

Bu itibarla, menşe kümülasyonu; tamamen elde edilmemiş ürünün menşe kazanması için bünyesinde yer alan ithal maddelerin yeterli işçilik veya işleme tabi tutulması temel şartına, “menşeli maddeler” açısından istisna getirmektedir.

Kümülasyonda, elde edilen ürünün menşe statüsünün belirlenmesinde; taraf ülkede yapılan işçilik ve işlemler ile birlikte kullanılan diğer taraf ülke veya ülkeler menşeli maddelerin de hesaba katılmasına (menşelerin toplanmasına) imkân verilmektedir. Dolayısıyla, menşe kümülasyonu; tercihli ticarete konu ürünlerin imalatında menşeli maddelerin kullanımını teşvik etmekte olup, taraf ülkeler menşeli maddeler lehine ticaret saptırıcı etkiler hâsıl etmektedir. 

Menşe kümülasyonundan, tanımında da yer aldığı üzere, tercihli menşe statüsünü haiz maddeler ve ürünler yararlanabilir. Bu itibarla, ithal bir maddenin nihai ürünün imalatında menşe kümülasyonu imkânları çerçevesinde kullanılabilmesi için söz konusu maddenin serbest ticaret anlaşması ile ihdas edilen tercihli rejim çerçevesinde ithal edilmiş olması gerekmektedir.

Türkiye, hâlihazırda iki ayrı adet çapraz menşe kümülasyonu sistemine taraf bulunmaktadır:
Pan-Avrupa-Akdeniz Menşe Kümülasyonu sistemi; Türkiye, Avrupa Birliği (AB), EFTA ülkeleri (İsviçre, Lihtenştayn, İzlanda ve Norveç), Cezayir, Fas, Filistin, İsrail, Lübnan, Mısır, Tunus, Ürdün ve Faroe Adaları’nın dâhil olduğu çapraz menşe kümülasyonu esasına dayalı serbest ticaret alanı sistemidir.

Bu kapsamda, ülkemiz 1999 yılından bu yana; serbest ticaret anlaşması ağını tamamladığı AB, EFTA ülkeleri, Fas, İsrail, Mısır, Tunus ve Ürdün ile tercihli ticarette çapraz menşe kümülâsyonu uygulayabilmektedir.

Batı Balkan menşe kümülasyonu sistemi; Türkiye, Avrupa Birliği (AB), Batı Balkan ülkeleri (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan)’nin dâhil olduğu çapraz menşe kümülasyonu esasına dayalı serbest ticaret alanı sistemidir. Bu kapsamda, Türkiye, AB (sadece Gümrük Birliği kapsamındaki ürünler için), Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan arasında çapraz menşe kümülasyonu uygulanabilmektedir.
 

Ülkemizin menşe mevzuatının kaynağı 4458 sayılı Gümrük Kanunu’dur.Gümrük Kanunu’nun 21 ve 22nci maddeleri uyarınca, tercihsiz menşe kurallarının tespiti yönetmelikle, tercihli menşe kurallarının tespiti ise uluslararası anlaşmalar veya Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılmaktadır.

Bir eşyanın tercihsiz menşe kuralları kapsamında Türk Menşei kazanması için gerekli koşullar Gümrük Yönetmeliği tarafından belirlenmiştir.

Eşyanın tercihli menşeine dair kurallar ise Serbest Ticaret Anlaşmaları veyahut Tercihli Ticaret Anlaşmaları kapsamında belirlenmekte olup, iç hukukumuzda etki doğurabilmesi ancak söz konusu anlaşmalar kapsamında çıkartılan yönetmelikler ile mümkün olmaktadır.
Buna göre tercihli menşe mevzuatımız:

Ülkemiz ile EFTA ülkeleri ve Avrupa Birliği (tarım ve demir çelik ürünleri), Faroe Adaları, Cezayir, Mısır, İsrail, Lübnan, Ürdün, Fas, Suriye, Tunus, Batı Şeria ve Gazze Şeridi arasında uygulanan ticarette,26 Kasım 2009 tarihli ve 27418 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyon Sistemi Kapsamı Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik” ,

Ülkemiz ile Batı Balkan Ülkelerinden olan Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Makedonya Sırbistan arasındaki ticarette 19 Temmuz 2009 tarihli ve 27293 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Bati Balkan Menşe Kümülasyon Sistemi Kapsamı Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik” ,

Ülkemiz ile Şili arasındaki ticarette 15.03.2011 tarihli ve 27875 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye - Şili Serbest Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Menşe Kümülasyon Sistemi Kapsamı Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik”,

Ülkemiz ile G.Kore arasındaki ticarette 30.04.2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan  “Türkiye – Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik”,

Ülkemiz ile Morityus arasındaki ticarette 9.6.2013 tarihli ve 28672 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti İle Morityus Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik”,

Ülkemiz ile Filistin ve Gürcistan arasındaki ticarette 19 Temmuz 2009 tarihli ve 27293 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İki Taraflı Menşe Kümülasyon Sistemi Kapsamı Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik “,

Ülkemiz ile Kosova arası ticarette 1 Mart 2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Tek Taraflı Olarak Tanınan Tercihli Rejim Uygulamalarından Yararlanacak Eşyanın Menşeinin Tespitine İlişkin Karar” ve

Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi dâhilinde ticarette ise 30.12.2001 tarihli ve 24626 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış “Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi Kapsamında Tercihli Rejimden Yararlanacak Eşyanın Menşeinin Tespite İlişkin Karar”
‘dan oluşmaktadır.
   
Pan Avrupa Akdeniz menşe kümülasyonu sisteminde, taraflar arasında menşe kurallarına ilişkin 60’a yakın protokolün tek bir belge altında toplanması amacıyla Avrupa Birliği’nin önceliğinde oluşturulan tek bir belgedir.
Konvansiyon ile birlikte STA’ların ekinde yer alan "Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokollerin” yürürlükten kaldırılarak, hükümlerinin bir Uluslararası Sözleşmeye aktarılması ve her bir STA’da anılan Sözleşmeye atıfta bulunulmasıyla kararlaştırılmıştır.

Konvansiyonun amacı şu şekilde özetlenebilir:
  • İlgili tüm ülkeler tarafından sistemi daha kolay yönetilebilir kılmak,
  • Aynı hükümlerin çok sayıdaki farklı Protokol metinleri yerine sadece tek bir metinde yer almasını sağlamak, sistemin işleyişini daha kurumsal bir hale getirmek,
  • Uluslararası ticaretin gerekleri doğrultusunda yapılması gereken değişiklikleri metne daha etkin bir şekilde yansıtmak ve
  • Yeni ülkelerin katılımını kolaylaştırmaktır.
Batı Balkan Menşe Kümülasyonu sistemi, Türkiye’nin 4 Kasım 2011 tarihinde imzaladığı Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarına Dair Bölgesel Konvansiyon ile PAAMK sisteminin bir parçası hale gelmektedir. Diğer bir ifadeyle Çok Taraflı Bölgesel Konvansiyon, PAAMK sistemini Balkan ülkelerine de teşmil etmektedir.
 
“PAN-AVRUPA-AKDENİZ TERCİHLİ MENŞE KURALLARINA DAİR BÖLGESEL KONVANSİYON” ülkemiz tarafından 4 Kasım 2011 tarihinde imzalanmış olup, 13 Temmuz 2013 tarihinde TBMM tarafından kabul edilmiştir.
Sözleşme Türkiye açısından yürürlüğe girdikten sonra, ilgili STA’ların eklerindeki menşe protokolleri kaldırılarak, anılan Konvansiyona atıf yapılacak şekilde değişiklikler yapılacaktır.

 
 
Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde Avrupa Birliği’ne üye olması nedeniyle Türkiye – Hırvatistan ticari ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır.

AB Gümrük Kodu uyarınca 1 Temmuz 2013 tarihinde AB Gümrük Bölgesi içine dâhil edilen Hırvatistan’ın, Türkiye’yle mevcut Serbest Ticaret Anlaşması (STA) anılan tarih itibariyle karşılıklı feshedilmiştir.

Hırvatistan, AB ile Türkiye arasında mevcut Gümrük Birliği’ne, Ortaklık Konseyi’nin tercihli tarım ürünleri ticaretine ilişkin 1/98 sayılı Kararı’na ve demir-çelik ürünleri ticaretine ilişkin mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’na da dâhil olmuştur. Bu noktada AB üyesi olan Hırvatistan ile var olan STA’mız feshedilmiş olmasına karşın, iki ülke arasındaki ticarette aksamaların yaşanmaması için STA kapsamında sevkiyatı başlamış eşya için geçiş hükümleri kabul edilmiştir.

Geçiş hükümleri, 7 Temmuz 2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan değişikliklerle “Türkiye ile Avrupa Topluluğu Arasında Oluşturulan Gümrük Birliği’nin Uygulanmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2006/10895 sayılı Karar”aderç edilmiş olup buna göre;

Hırvatistan’dan ülkemize yapılan ihracatlarda;
1 Temmuz 2013 tarihi öncesinde, yürürlükteki Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde Hırvatistan gümrük idarelerince düzenlenen EUR.1 Dolaşım Belgeleri veya fatura beyanları, 1 Temmuz 2013 tarihinden sonra ve geçerlilik süreleri içerisinde yani en geç 31 Ekim 2013 tarihinden önce gümrük idarelerimize ibraz edilmiş olması durumunda kabul edilecektir.
 
  • Yine aynı şekilde Hırvatistan gümrük idarelerince düzenlenen sonradan düzenlenen bir menşe ispat belgesi, eşyanın süresi içinde ilgili gümrüğe arz edilmiş olması ve anılan belgenin geçerlilik süresi içerisinde yani en geç 31 Ekim 2013 tarihinden önce gümrük idarelerimize ibraz edilmiş olması koşullarıyla kabul edilecektir.
  • Hırvatistan’dan ülkemize ihraç edilen ve 1 Temmuz 2013 tarihinde sevkiyat halinde olan veya bir geçici depolama yeri, gümrük antreposu ya da serbest bölgede bulunan eşya için de, gerekli tüm koşulların karşılanması kaydıyla, Topluluk ülkelerine yönelik uygulamalar geçerli olacaktır.
Ülkemizden Hırvatistan’a yapılan ihracatlarda;
  • 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri için A.TR Dolaşım Belgesi, tarım veya demir-çelik ürünleri için EUR.1 Dolaşım Belgesi, EUR-MED Dolaşım Belgesi, fatura beyanı veya EUR-MED fatura beyanı düzenlenecektir.
  • 1 Temmuz 2013 tarihinden önce gerçekleştirilen ihracat işlemleri için Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde bir tercihli menşe ispat belgesi düzenlenmesi gerekmektedir.
Eşyanın Türkiye’den ihracatına ilişkin gümrük işlemlerinin 1 Temmuz 2013 tarihinden önce tamamlanması halinde ihracatçının talebi halinde sonradan bir menşe ispat belgesi de düzenlenebilir. Bu durumda ithalatçı ülke gümrük idaresi tarafından kabul edilebilmesi için belgenin geçerlilik süresi içerisinde yani en geç 31 Ekim 2013 tarihinden önce ilgiliithalatçı ülke gümrük idaresine ibraz edilmiş olması gerekmektedir.
 

1 Ağustos 2012 tarihinde Ankara'da imzalanan Türkiye-Güney Kore (Kore Cumhuriyeti) Serbest Ticaret Anlaşması'nın (STA) ilgili onay sürecinin tamamlanmasının ardından 1 Mayıs 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu STA'ya ek Menşe Kuralları ve Menşe İşlemlerine İlişkin Protokol hükümlerini mevzuatımıza aktarmak amacıyla Bakanlığımızca hazırlanan "Türkiye–Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmelik" 30 Nisan 2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 1 Mayıs 2013 tarihi itibariyle uygulamaya konmuştur.
Söz konusu STA’nın ülkemizin diğer STA’larıyla karşılaştırıldığında, daha geniş kapsamlı olduğu ve menşe kuralları açısından birçok yenilik getirdiği görülmektedir.

Bu yeniliklerden ilki, menşe beyanına ilişkin yapılan düzenlemedir. Anılan STA kapsamında ithal edilecek eşyaya tercihli rejim uygulanabilmesi amacıyla ibraz edilebilecek ve kabul edilebilecek tek menşe ispat belgesi tüm ihracatçılar tarafından düzenlenebilecek olan, metni anılan Yönetmeliğin III no’lu ekinde yer verilen menşe beyanıdır.

Söz konusu beyan, herhangi bir gümrük idaresi veya yetkili makam ya da yetkilendirilmiş kurum tarafından onaylanmayacak veya vize edilmeyecektir. İthal edilen eşyanın menşeini ispatlamak üzere, menşe beyanı haricinde başkaca bir belge talep edilmeyecektir.
İkinci yenilik ise, geri ödeme yasağına ilişkindir. Gümrük vergilerinde geri ödeme veya muafiyetin yasaklanması kuralı; tercihli rejim dahilinde diğer taraf ülkeye ihraç edilmek amacıyla menşe ispat belgesi düzenlenen ürünün imalatında kullanılan menşeli olmayan maddelerde, bu maddelerin ithal edildikleri ülkelere karşı uygulanan gümrük vergisi ile eş etkili vergilerin, ihracatçıdan tahsil edilmesi olarak tanımlanabilir.

Gümrük vergilerinde geri ödeme veya muafiyetin yasaklanması kuralı, eşyanın tercihli menşe statüsünü etkilememekle beraber, tercihli ticarete konu olacak eşyanın imalatında menşeli maddelerin kullanılmasını teşvik eden, menşeli olmayan maddelerin kullanılmasını ise caydıran ekonomik etkili bir tedbirdir. Söz konusu STA kapsamında, ihracatçıların dahilde işleme rejimi çerçevesinde üretimde kullandıkları üçüncü ülke menşeli girdiler için telafi edici vergi yükümlülüğü ortadan kaldırılmıştır.

Anlaşmayla getirilen bir diğer yenilik ise, menşe derogasyonudur(menşe kuralından istisna). STA kapsamında 5205, 5408 ve 5510 tarife pozisyonlarında sınıflandırılan eşyanın anılan STA kapsamında ithal edilmesi esnasında mükellefin talebine bağlı olarak, "Türkiye–Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması Çerçevesindeki Ticarette Eşyanın Tercihli Menşeinin Tespiti Hakkında Yönetmeliğin" 2 sayılı Ekinde G. Kore menşeli olup-olmadığına yönelik yer verilen menşe kurallarının yerine, 2a sayılı Ekinde yer verilen daha esnek menşe kurallarının esas alınması suretiyle, her bir tarife pozisyonu için yıllık 200 tonla sınırlı olmak kaydıyla bir "menşe derogasyonu (istisnası)" uygulanmaktadır.
 

Basitleştirilmiş Gümrük Hattı (BGH) Türkiye ile Rusya arasında oluşturulan, iki ülke arasındaki ticarette sevk edilen eşyaya ilişkin bilgilerin iki ülkenin gümrük idareleri arasında elektronik yolla önceden değişimine dayanan sistemdir.

BGH sisteminin oluşturulması, Ağustos 2008-Ağustos 2009 döneminde Rusya ile yaklaşık 1 yıl süreyle yaşanan gümrük krizinin aşılmasında büyük rol oynamıştır.
Sistemden yararlanmak tamamen gönüllülük esasına dayanmakta olup, sistem çerçevesinde, sevk edilen eşyaya ilişkin bilgileri gümrük idaresine önceden sunan firmalara dış ticaret işlemlerinde çeşitli kolaylıklar sağlanmaktadır.

Türkiye-Rusya arasında kurulan Basitleştirilmiş Gümrük Hattı (BGH) Sisteminin hukuki dayanağını, 18 Eylül 2008 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Müsteşarlığı ile Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi Arasında Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesine İlişkin Protokol” oluşturmaktadır.

Pilot uygulamanın ilk aşamasına ilişkin işlemlerin yapılabilmesini teminen hazırlanan Gümrük Genel Tebliği (İhracat- Seri No:1)  05.03.2009 tarihli ve 27160 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

BGH, iki ülke arasında yapılmakta olan ticaretin güvenli, sürdürülebilir, rekabetçi, önceden bilinebilen maliyet hesaplamalarıyla, belirlenen süre içerisinde, risksiz yapılması ve bunun yanı sıra kayıtlı bir dış ticaretin oluşması için gereklidir.

Sistem, sunulan bilgi türüne göre farklılık gösteren 2 farklı kolaylık uygulaması öngörmektedir.

BGH sistemine dahil olan ve Form A belgesini doldurarak, ön bilgi değişimi çerçevesinde fatura kıymeti ve tarife kodu da dahil olmak üzere güvenilir bilgi sunan ihracatçılar, BGH Protokolünün 2. maddesinde sayılan aşağıdaki kolaylıklardan faydalanacaklardır:   
1)  Gümrük noktalarında öncelik
2) Mümkün olması halinde, ayrı hatların kullanımı ile gümrükleme zamanının kısalmasına yol açacak şekilde kolaylaştırılmış gümrük işlemleri
3)  Kaçakçılıkla ve gümrük suçları ile mücadele gereklilikleri dışında gümrük muayenesinden muafiyet
4)  Dış ticaret işlemlerinde banka garantisini kullanma imkanı
5) Eksik belge sunabilme. Bilahare bu eksik belgelerin tamamlanacağına dair taahhütte bulunulması halinde kargo beyannameleri gümrük idarelerince kabul edilebilecektir.

BGH sistemine dahil olan ve Form B belgesini doldurarak ön bilgi değişimi çerçevesinde sadece taşıma belgelerinde (TIR Karnesi, Taşıma Belgesi, Hava Konşimentosu, CMR) yer alan bilgileri sunan ihracatçılar, BGH Protokolünün 3. maddesinde sayılan aşağıdaki kolaylıklardan faydalanacaklardır:   
1) Yapılacak belge kontrolünde sunulan belgelerin uygun olması halinde fiziki muayene yapılmayacaktır. Şayet fiziki muayene gerekirse, gümrük işlemleri en kısa sürede tamamlanacak ve rutin ve makul bekleme sürelerini aşmayacaktır.
2)  Dış ticaret işlemlerinde banka garantisi kullanma imkanı.
3) Eksik belge sunabilme. Bilahare bu eksik belgelerin tamamlanacağına dair taahhütte bulunulması halinde kargo beyannameleri gümrük idarelerince kabul edilebilecektir.

Özetle, BGH sistemine dahil olacak firmalar,  sevkiyatlarına ilişkin ön bilgi temin ederek, sınırlarda öncelikli geçiş hakları ve kısa sürede işlemlerinin tamamlanması, zaruri haller dışında fiziki muayeneye tabi tutulmama ve eksik belge ile işlem yapılması gibi kolaylıklardan faydalanabileceklerdir.     
        
BGH gönüllülük esasına dayalı bir sistemdir. Firmalar BGH uygulamasına katılmamaları durumunda, sevkiyatları normal prosedüre tabi tutulacak ve herhangi bir kolaylık ya da basitleştirmeden yararlanamayacaktır.

18 Eylül 2008 tarihli BGH Protokolünde BGH’nin tüm taşımacılık türlerine uygulanacak bir sistem olması kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, pilot uygulaması Rusya’da Vnokovo Havalimanında –ilk etapta havayoluyla ve ardından karayoluyla-  başlayan BGH sisteminin, dış ticaret erbabımızın talepleri gözetilerek, yakın bir zamanda kara ve deniz taşımacılığına da yaygınlaştırılması,  Rusya’da uygun kara hudut kapıları ve deniz limanlarının BGH işlem terminali olarak belirlenmesi konusundaki çalışmalar Rusya Federal Gümrük Servisi ile işbirliği halinde devam etmektedir.
 

Gümrük idareleri, eşyanın, taşıtların ve kişilerin uluslararası hareketi ile ilgili işlemleri yürütmektedir. Bu uluslararası hareketler, teknolojik alanda yaşanan gelişmelerin de etkisi ile son 50 yıl içinde büyük bir ivme kazanmıştır. Başta taşımacılık olmak üzere çeşitli alanlarda yaşanan gelişmelere ve artan ticaret hacmine paralel olarak gümrük suçlarının sayısında ve gümrük suçlarının çeşitliliğinde artış gözlemlenmeye başlanmıştır.

Gümrük suçlarının çeşitliliğinin ve sayısının artmasının sonucu gümrük idarelerinin ulusal ölçekte bu suçları önleme imkanı güçleşmiş olup, ihlallerin önlenebilmesi için diğer ülke gümrük idareleri ile karşılıklı işbirliği ve yardımlaşmaya ilişkin yasal altyapıların kurulması daha da önemli hale gelmiştir.

Bu konudaki ilk girişim, Dünya Gümrük Örgütü tarafından 1953 yılında yayımlanan “Gümrük İdarelerinin Karşılıklı Yardımlaşmasına İlişkin Tavsiye Kararı” olmuş ve bu karar ile üye ülke gümrük idarelerinin kaçakçılığa konu olan veya olmasından şüphe duyulan şahıs ve araçlara ilişkin birbirlerini bilgilendirecek mekanizmalar kurmaları tavsiye edilmiştir.

Gümrük suçlarının önlenmesinde ülkeler arasında daha sıkı kurallara bağlı bir işbirliğinin gerekliliği sonucunda DGÖ tarafından hazırlanan ve Nairobi Sözleşmesi olarak adlandırılan “Gümrük Mevzuatına Aykırılıkların Men’i, Takibi ve Tahkiki için Karşılıklı İdari Yardım Uluslararası Sözleşmesi” 1977 yılında DGÖ bünyesinde onaylanmıştır. Söz konusu Sözleşme Gümrük idareleri arasında imzalanacak ikili anlaşmalara model teşkil etmekte olup, Türkiye tarafından da 1982 yılında imzalanarak ülkemiz de anılan Sözleşmeye taraf olmuştur.  Konuya ilişkin DGÖ’nün 2003 tarihli bir de tavsiye kararı bulunmaktadır.

Gümrük vergilerinin ödenmemesi nedeniyle devlet gelirlerinde meydana gelen kayıpların yanı sıra, uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığı yoluyla da toplumun huzurunu ve gelişimini tehdit eden gümrük suçlarının önlenmesi, diğer ülke gümrük idareleri ile işbirliğinin geliştirilmesi ve olabilecek gümrük sorunlarının aşılabilmesi amacıyla gümrük idareleri arasında işbirliğinin yasal altyapısının tesisi adına bugüne kadar biri Çok Taraflı  (D-8) olmak üzere 60 Karşılıklı İdari Yardım Anlaşması imzalanmış; bu Anlaşmalardan 47’si yürürlüğe girmiştir.
 

27958 (mükerrer) sayılı ve 08.06.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. Maddesi uyarınca Bakanlığın yurtdışı teşkilatı kurmaya yetkili olduğu hükmü konulmuş ve Bakanlığımıza 15 adet Gümrük Müşavirliği ile 5 adet Gümrük Ataşeliği kadrosu ihdas edilmiştir.

Bu kapsamda, Bakü, Berlin, Kahire, Moskova, Vaşington,  Astana, Brüksel (AB Nezdinde), Bükreş, Lefkoşe, Pekin, Seul ve Sofya’da Müşavirlik; ) Batum, Erbil ve Urumiye’de Ataşelik kadrolarımız bulunmaktadır.

Şu anda Vaşington, Moskova, Berlin, Bakü ve Kahire’de Gümrük Müşavirlerimiz görev yapmaktadır.

Gümrük Müşavirlerimiz yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın, yurtdışında bulunan Türk firmalarının ve Türkiye’ye gidecek yabancı ülke vatandaşlarının gümrük konularındaki soru ve sorunlarına cevap ve çözümler üretmek aynı zamanda bulundukları ülke ile Türk Gümrük mevzuat ve uygulamaları hakkında ilgilileri bilgilendirmekle mükelleftir.

Bakanlığımız Yurtdışı Gümrük Müşavirleri’nce ilgili ülkeler nezdinde iletilen çalışmalar ve sorunlar, İkili İlişkiler Daire Başkanlığımızca Bakanlığımız ilgili birimlerine iletilmekte ve bu kapsamda gerekli koordinasyon sağlanmaktadır.
 

Türkiye’nin son yıllarda artan ticaret hacmine paralel olarak Irak, Gürcistan ve İran ile yeni sınır kapıları açılması planlanmakta olup söz konusu kapıların komşularımız ile ilişkilerimizi geliştirmeye büyük katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Yeni açılacak kapıların Yap-İşlet-Devret Modeli kapsamında yapılması öngörülmektedir.

Bu çerçevede, Gürcistan ile halihazırda mevcut olan Sarp ve Posof/ Türkgözü Kara Hudut Kapılarına ek olarak 3 adet yeni hudut kapısı açılması gündemdedir.

Bunlardan ilki, Çıldır/Aktaş – Kartsakhi Kara Hudut Kapısıdır. Anılan kapıya ilişkin inşaat faaliyetlerinin2013 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmaktadır.
İkincisi, Canbaz/Demir İpekyolu – Kartsakhi Demiryolu Hudut Kapısıdır. Anılan kapının Kars – Tiflis – Bakü Demiryolu Projesi çerçevesinde hizmet vermesi planlanmaktadır.

Üçüncüsü, Muratlı – Maradidi Kara Hudut Kapısıdır. Artvin'in Camili bölgesinde yer alan köylerin kış aylarında yoğun kar yağışı sonucu kapanan yollar nedeniyle Artvin'in ve ülkemizin geri kalanıyla irtibatları kesildiğinden bu kapının açılması ile söz konusu mağduriyetin giderilebileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca, Muratlı'nın faaliyete geçmesiyle Sarp'ta yaşanan araç ve yolcu trafiğinin de rahatlaması öngörülmektedir.

Diğer taraftan, Türkiye ile Irak arasında, Ovaköy – Karavala (Şırnak), Aktepe – Bacuka (Şırnak), Derecik (Hakkari), Üzümlü (Hakkari), Gülyazı (Şırnak)’da yeni kara hudut kapılarının açılması planlanmakta olup yeni hudut kapıları açılmasına ilişkin mutabakat zaptı 2012 yılı Şubat ayında Irak tarafına iletilmiş olup çalışmalar devam etmektedir.Ayrıca, Türkiye ile İran arasında Dilucu – Maku Kara Hudut Kapısının açılması gündemde olup çalışmalar devam etmektedir.
 
 
İki ülke sınır kapılarının ortak kullanımıyla gümrük işlemlerinde mükerrerliğin önlenmesi; işlemlerin ve veri girişinin bir kere yapılmasının sağlanması hedeflenmekte olup, söz konusu proje iki devlet hudut hattı bakımından herhangi bir değişiklik meydana getirmemektedir.

Son dönemde ülkemiz ile komşularımız arasındaki ticaret hacmindeki artışa, gümrük idarelerinin de gümrük işlemlerini ve yasal ticareti kolaylaştırmak ve hızlandırmak ile kaçakçılıkla mücadele alanında işbirliğini güçlendirmek suretiyle destek olması amacıyla, kara hudut kapılarının ortak kullanımı, gerçekleştirilen ikili görüşmelerde Türkiye tarafınca, komşu ülke makamlarının değerlendirmelerine sunulmuştur.
 
Türkiye, Gürcistan, Suriye, İran ve Azerbaycan ile Ortak Kullanım Anlaşmaları imzalamış olup çalışmalar devam etmektedir. Gürcistan’la Sarp Kara Hudut Kapısı’nın Ortak Kullanım konsepti ile işletmeye açılacak ilk kapı olması çerçevesinde yapılan çalışmalarda son aşmaya gelinmiştir.
 
Bilindiği üzere, ülkemizin 2023 yılı hedefleri doğrultusunda 2002 sonunda 36 milyar dolar düzeyinden küresel kriz öncesi 132 milyar dolara yükselen ihracatımızın, 2023’te 500 milyar dolara çıkarılması, 2019’a kadar en az bir limanın, dünyanın en büyük 10 limanı arasında yer alması; kişi başına düşen milli gelirin 25 bin dolar düzeyine çıkarılması ve nihayet ülkemizin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesi amaçlanmaktadır. Bu hedeflere ulaşılmasında Bakanlığımıza önemli görevler düştüğü muhakkaktır.

Özellikle son dönemde ülkemizin dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığının artmasına paralel olarak Bakanlığımız yurtdışı temasları da artış göstermektedir. Bu minvalde özellikle ülkemize nazaran daha az gelişmiş ülkelerin Bakanlığımız tecrübelerinden faydalanmak üzere eğitim talepleri gündeme gelmektedir.

Bakanlığımız bünyesinde; son 10 yılda toplam 14 ülkeye eğitim programı düzenlemiştir. Son bir yıl içerisinde ülkemizden eğitim talebinde bulunan ülke sayısı ise 10’a ulaşmıştır.

Bakanlığımız eğitim faaliyetleri; özellikle ülkemiz dış politika öncelikleri ve hedef coğrafyalar gözetilerek Dışişleri Bakanlığımız ve Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) katkılarıyla sağlanmaktadır. Bakanlığımız tarafından Eğitim Dairesi ve AB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü koordinasyonuyla hazırlanan programlar birimlerimizin uzman personeli tarafından verilmektedir. İlgili uzmanlar tarafından verilen mevzuat eğitimlerinin yanı sıra misafir heyetlere özellikle kara hudut kapılarımız ve limanlarımızda uygulanan mevzuatı yerinde inceleme fırsatları tanınmaktadır. Bu eğitimlerde görev yerlerinde bulunan Gümrük Muhafaza Memurlarımız ve Gümrük Muayene Memurlarımız tarafından da uygulanan mevzuat en ince ayrıntısına kadar anlatılmaktadır.

2013 yılında Eğitim Dairemizin yenilenmesinin ardından gelişen altyapı ile bu taleplere cevap verebilir hale gelmiş bulunmaktayız. Söz konusu eğitim taleplerinin özellikle bölge ülkeleri ile kişisel temasların geliştirilmesi, güven tesisi, işbirliği ve irtibat noktalarının sağlanması, Bakanlığımız ve ülkemiz imajının korunması ile güçlendirilmesi açılarından önemi yadsınamaz düzeydedir.

Bakanlığımız Eğitim Dairesinde şu ana kadar; 25-29 Mart 2013 tarihlerinde Kazakistan Gümrük İdaresi’nden 12 personele, 03-07 Haziran 2013 tarihlerinde de Kırgızistan Gümrük İdaresi’nden 12 personele mevzuat eğitimi verilmiştir.

Diğer yandan; 15-17 Mayıs 2013 tarihleri arasında da Mısır Gümrük İdaresi’nden 5 personele Mersin Limanı’nda akaryakıt mühürlenmesine ilişkin olarak uygulamalı eğitim verilmiştir.Yine; Mısır Endüstri ve Dış Ticaret Bakanlığı’nın Organize Sanayi Bölgesi Birimi’ne 05.07.2013 tarihinde Ege Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğümüz/İzmir’de Menşe ve kıymet eğitimleri verilmiştir.

Bununla birlikte, 2013 yılı içerisinde; Kırgızistan,Libya,Yemen, Somali, Moğolistan Gümrük İdarelerine eğitim verilmesi planlanmaktadır.

Bakanlığımızın bir diğer faaliyeti ise “Akdeniz İşbirliği Girişimi”dir. Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Lübnan ve Ürdün’e yönelik olarak yürütülecek bölgesel işbirliği projesine ülkemiz İtalya ile birlikte “kurucu ortak” olarak dahil olmayı kabul etmiştir. 2013 yılı içerisinde Girişim kapsamında ülkemizde bir takım eğitim ve inceleme faaliyetleri gerçekleştirilecek ve ilgili ülkelerle birlikte en iyi gümrük uygulamalarının ortaya konması için ortak çalışmalar gerçekleştirilecektir.


​Sayfa başı